Gökce, “rant” düzenine dikkat çekti: Bilimin ışığında planlı bir şekilde şehrimizi geliştirmek zorundayız

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökce, İstanbul’un yerleşim haritasını paylaşarak, “Tarihin tekerrür etmemesi, şehrimizin geleceğe sağlıklı, ekolojik varlığını koruyarak, deprem direnci yüksek bir şekilde ilerlemesi için geçmişte yaptığımız hataları yapmamak, akıl ve bilimin ışığında planlı bir şekilde şehrimizi geliştirmek zorundayız” dedi. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökce, X hesabından İstanbul’un 1925-55 yılları arasındaki yerleşim haritasını paylaştı. 

İstanbul’un planlı bir şekilde geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Gökce, şunları söyledi: 

“Salt arşivlerinde bulunan Kemali Söylemezoğlu’na ait “İstanbul şehri meskun sahalar yayılışı (1925 – 1955)” haritası bize İstanbul hakkında çok önemli bilgiler veriyor. 1925 ile 1955 arasında Fatih, Bakırköy, Üsküdar ve Kadıköy ilçelerimizde yeni yerlerin yerleşime açıldığı görülüyor. Aynı dönemde Zeytinburnu, Maçka, Mecidiyeköy, Levent, Fenerbahçe’den Bostancı’ya kadar olan bölge de büyümeye başlamış durumda. Üsküdar’ın doğusundaki Altunizade ve Acıbadem yeni bölgeler. Bostancı ve Yeşilköy’den sonrası henüz şehirleşmemiş. Şehrin kuzey havzası boş ve ekolojik varlığı korunmuş bir şekilde duruyor. Üsküdar – Anadolu Hisarı hattı ile Beşiktaş’tan Emirgan’a kadar olan kısım ise yoğunluk bakımından küçük yerleşimlere sahip.

“55 yılından sonra verilen imar afları İstanbul’umuzu yapısal sorunlarla karşı karşıya bıraktı”

1955 yılında Türkiye nüfusu 24 milyon, İstanbul nüfusu 1,5 milyon. Yani İstanbul nüfusu Türkiye nüfusunun yüzde 6,2’si kadar. Bugün İstanbul nüfusu yaklaşık Türkiye nüfusunun yüzde 18’ine ulaşmış durumda. Aradaki dönemde plansız şehirleşmenin ve iç göçün İstanbul şehrinde plansız yapılaşmaya neden olduğu, bugün deprem güvenliği dahil olmak üzere şehir yaşamını olumsuz etkileyen gelişmelerin de 1955’den sonra başlayan dönemde yaşandığı ortada. Özellikle 1955 yılından sonra verilen imar afları, kaçak yapılaşma, gecekondulaşma ve altyapının şehir nüfusundaki artışı takip edememesi, 1990’lardan sonra ise şehir planlamasının tamamen bilimsel yöntemlerden sapması ve rant odaklı olması İstanbul’umuzu yapısal sorunlarla karşı karşıya bıraktı. Prost’un Türkiye’den ayrıldığı 1951 yılından 1980 yılına kadar İstanbul’da son derece canlı bir planlama ortamı vardı ve İstanbul’un doğasını, tarihi ve kültürel mirasını koruyarak dengeli bir metropol gelişimi hedeflendi. Fakat bu planlara uyulmadı. İstanbul Nazım Plan Bürosu 1980 sonrasında kapatıldı. Takip eden yıllarda kentin üst ölçekli planı olmadan kontrolsüz bir büyümeyle ormanları, havzaları ve kıyıları imara açıldı.

“İstanbul hem deprem riskleri hem de iklim krizlerine karşı adeta savunmasız bırakıldı”

İMP’nin kurulmasıyla hazırlıkları başlayan “İstanbul’un anayasası” olarak kabul edilen 2009 tarihli 1/100 binlik İstanbul Çevre Düzeni Planı da uygulanmadı. İstanbul’un can damarları olan ormanları, havzaları, tarım alanları maalesef plana aykırı olarak imara açıldı. Tarihi Yarımada’ya trafik yükü azaltılmadı, aksine arttı.  İstanbul hem deprem riskleri hem de iklim krizlerine karşı adeta savunmasız bırakıldı. 2019 yılından itibaren başlayan akıl ve bilimin ışığında rant odaklı değil halk ve ve kent odaklı yönetim anlayışı bu yüzden çok önemli. Tarihin tekerrür etmemesi, şehrimizin geleceğe sağlıklı, ekolojik varlığını koruyarak, deprem direnci yüksek bir şekilde ilerlemesi için geçmişte yaptığımız hataları yapmamak, akıl ve bilimin ışığında planlı bir şekilde şehrimizi geliştirmek zorundayız.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x